Temmuz 19, 2010

HA YAT IN İÇİ N"

“Körfez suyu ısınmış” diye düşündü, oltanın karışmış misinasını titreyen parmaklarıyla çözerken. Güneş kaz dağlarından yola koyulalı, deniz üstüne dikey yolculuğuna başlayalı bir saati geçmiş olmalıydı. “Geç kaldım bu sabah” dedi yüksek sesle. Cümleyi ufuk çizgisinde deniz üstüne konaklamış martı duydu, uçtu gitti. Başında; sabahın ilk saatlerinde su ve güneşin buluşmasıyla oluşan pus misali hafif, bulanık, gözlerine dokunan bir ağrı vardı. “Şanslı Recep ile fazla kaçırmışız dün akşam” dedi denize. Deniz dinginliği ile “her akşam olduğu gibi” demeye getirdi.

Evleri; eski yağ tenekelerine ekilmiş renk renk sardunyaların, dallarının çoğu kurumaya yüz tutmuş bir asma ağacının, bahardan yaza buram buram kokan bir hanımelinin sarmaladığı, artık neredeyse görünmeyen, Şanslı Receple her bir taşını ezbere bildikleri, harcını kaderleri misali beraber kardıkları bir duvarın iki yanındaydı. Erken emeklilik fırsatlarından birinde ikisinin de kafasının kıyak olduğu bir gece kararlarını vermişler taşı toprağı altın şehrin taşını da toprağını da ona bırakarak karılarını iki göz ev, evin önünde iki domates iki biberlik bir bahçe, bir küçük sandal, az tanıdık, çokça dinginlik, sabahın akşamdan, akşamın sabahtan sorgulanmadığı zamanlara ikna etmişlerdi. Çoluk, çocuk, okul demişlerdi önce kadınlar, oysa çocuklar dünden razıydı şehirden kaçmaya.. Okuyan nasılsa okur demişti Recep, herkes mühendis mi olacak, bizimkiler de nalbur, kasap falan olsun demişti o da..Herkese bi ne olursa olsunculuk gelmişti zahir.. Göçü kaldırıp bir gecede, kaz dağlarının denizle birleştiği, zeytin ağaçlarının rüzgarla buluştuğu kasabanın bir ucuna eklenmişlerdi. İki yılın sonunda düzenlerini oturtmuşlar, üçüncü yılda Recep oyalansınlar diye bi loto bayii açmış, dördüncü yıla girerken iki ailenin sığışacağı-biraz büyüse minibüs bile olabilecek- bir araba almışlardı. Ayakları yerden kesilsindi, canları istediğinde sağa sola rahatça gidebilsinlerdi..Yaşları ilerliyordu, hastalığı vardı sağlığı vardı, kimseye yüz sürmesinlerdi..Neyse sebeplerini bulmuş arabayı almışlardı..Kadınlar ne zamandır şehirde açılan alışveriş merkezinden söz ediyorlardı, ne kadar büyükmüş, akıl almaz çoklukta, akıl almaz çeşitte şeyler satılıyormuş, hem gezerlermiş hem bi değişiklik olurmuş..Yollarda acıkma ihtimaline karşı dolmalar yapılmış, börekler açılmıştı..Sabah erkenden yola düşülmüştü..Recep sol şeritteki taş kamyonunu gördüğünde televizyonun karşısında duran iki eski koltuğun yerine bir kanepe alsalar nasıl getireceklerini, iki eski koltuğun atılmasındansa çardağın altına koyulmasının daha iyi olup olmayacağını tartışıyorlardı..

Oltanın ucu gerildi. Her gün eklediği damlalar karşılığında kimi gün üç kimi gün dört balık veriyordu deniz.. Sabahın serinliği yerini biraz neme ve sıcağa bırakmaya başlamıştı. Sıcağı hissettiğinde şapkasını almadığını da fark etti.. çok kalmam diye düşündü..Misinayı sardı, ucunda parlayan gümüş rengi sandalın içine çekti, gümüş renk bir iki hoplayıp zıpladı, sonra sessiz sakin, gökyüzündeki kocaman bulutlardan kopmuş bir daha da onlara yetişememiş, yalnızlaştıkça küçülmüş bulut parçacığını seyre daldı..Recep’e domates almasını hatırlatmış mıydı..Hatırlamadı..

”Geçen sene bugündü” dedi denize..Üçüncü kadehten sonra loto oynadık Receple..Deniz olayı biliyormuşçasına hafif dalgalandı..Oltaya yemi takarken gülmeye başladı.. Recebi sahilde beklerken görünce, başımıza daha kötü ne gelmiş olabilir ki diye düşünmüştük ya o gecenin sabahıydı işte diye ayrıntılandırdı denize..Recep de inat etmiş, akşam sofrasını kurana kadar söylememişti niye sahilde nöbet tuttuğunu..İlk kadehimizin ilk yudumunu alınca şöyle bir arkasına yaslanmış, önce ağlamış, sonra gülmeye başlamıştı..Ben bu arada ilk kadehi bitirmiştim..Ne oldu diye onu didiklememin anlamı yoktu..Acelemiz hiç yoktu..”ben istemiyorum” demişti, bana uzatmış kadehinden kocaman bir yudumu büyük bir huzurla içmişti..Üçüncü kadehlerimizi doldurduğumuzda üstünde sayılar basılı kağıdı parçalara bölmüş, rüzgara bırakmıştık. Gazeteler günlerce talihli bugün de ortaya çıkmadı diye yazmıştı. Hatırlıyor musun? Deniz sandalı biraz salladı..

Kesik kesik gülerken oltayı yokladı, henüz boştu..Hadi dedi nazlanma bir tane daha..Recep domates alsa bari..Başının ağrısı geçmişti..Bir martı ağrısı geçen başının üstünde döndü..Ona baktı, ”ağrıyı aldın git hadi” dedi, “balık bana kalsın”. Gökyüzüne bakmak başını döndürmüştü..Duruşunu değiştirmek için kıpırdandı, oltayı tutan parmaklarını gevşetti, tekrar kapayamadı..Hafifçe öksürdü..Dik durmaya çalıştı, duramadı..Gökyüzündeki küçük bulut geldi göğsünün üstüne oturdu. Bulut ne kadar ağırmış diye düşündü..Recep şaşıracak..Balık yerine bulut mu getirdin diyecek..Gülmeye çalıştı, ağzı hafifçe çarpılıp öylece kaldı..Çardağın altına yerleştiririz bulutu, balığı ikiye böleriz, domates salatası yapar Recep bolca..Olta denize düştü, sandal üstünde bir bulutla denizde öylece duruyordu.
U(YKSZ)

1 yorum:

UYKUSUZ//UYURGEZER dedi ki...

o piyango biletini atmayacaklardı.. insanın üstüne bulutta oturur her bişeyde maazallah.. :S UYRGZR-.-

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...