Aralık 14, 2010

şato

Karar verilmişti..operasyon günü gelmişti..geçen yazdan beri aklımızı kurcalayan, köyün en son evinden sonra yaklaşık 500 m mesafede yapılan, bir kale ile köşk karışımı olan aramızda şato dediğimiz eve girecek ve bu merakımızı giderecektik.. bunu yapmak için yeterince tommiks teksas zagor okumuş, köyde cıkmadık dağ, girmedik mağara (eski bizanslardan kalma su galerileri)bırakmamış, hatta kendi evimize bile kapıdan değil arka pencereden girer olmuştuk.. idmanlıydık yani ve üstesinden gelebilirdik zannımızca.

şato bir tepenin dik olan yamacına yaslanmış, yol kotundan yüksekte, bahçesinde çeşit çeşit meyve ve çam ağaçları olan, toplam üç katlı her katında geniş terasları olan bir evdi.. emekli albayın biri gelip burayı satın almış ve yarı köşk yarı kaleyi andıran bu evi köye yakın ama dışında kalan bu ağaçlık alana yaptırmıştı.. uzaktan bakıldığında ağaçların arasında yarı yarıya görünüyor ve tabii ki bu görüntüsüyle daha çok meraklanmamıza sebep oluyordu..

hazırlık aşaması 3 günümüzü almıştı.. günün farklı saatlerinde şatoya gidip bakıyor, evde kimse var mı yok mu anlamaya çalışıyorduk.. ve edindiğimiz istihbarata göre köylülerden biri şatonun bahçesiyle ilgileniyor, günde bir iki defa uğrayıp eve göz kulak oluyordu.. en önemlisi de evin bahçesinde bir bekçi köpeği yoktu!.. bu bizim için çok önemliydi.. köpek bağlı bile olsa biz içeri girdiğimizde yaygarayı koparır ve birilerinin gelmesine neden olabilirdi.. sanırım en büyük cesareti de bundan aldık.. bütün bu bilgileri topladıktan sonra fazla zorlu bir iş olarak görünmediğinden ekibin tamamını olaya dahil ettik.. ekip üyeleri şöyleydi:
1- UYKUSUZ...o tarihte 12 yaşında ortaokula yeni başlamış ekip başı konumunda...
2- UYURGEZER.. 10 yaşında ilkokul 4 e gidiyo.. başkan yardımcısı..
3- SARI ÇİÇEK..7 yaşında..ilkokula yeni başlamış..asil üye
4- JACK.. ......5 yaşında.. yedek üye
5- ROKİ.........köpeğimiz...sarı.. kurt ve sokak köpeği karışımı..(yanımızdan asla ayrılmaz)ekibin maskotu..

Yaz tatilinde olduğumuzdan sabah kahvaltıdan sonra evden bi şekilde kurtulur akşama kadar dönmezdik.. günün belli saatlerinde aile büyüklerinin gözüne şöyle bir görünür etrafta olduğumuz fikrine sahip olmalarını sağlardık.. onun haricinde yaptıklarımız şimdi düşündüğümde akıl almaz şeylerdi.. işte onlardan birini daha yapma günü gelmişti.. önce uykusuzla birlikte yapmaya karar verdiğimiz operasyona yapılan hazırlık aşamasından sonra bizi fazla zorlamayacağını düşündüğümüzden ve sarı çiçek’le jack’ten kesin surette ne dersek yapacakları sözünü de aldığımızdan, son üç üyeyi de dahil etme kararını verdik..

Akşam üzeri olduğunda köyde herkesin çok işi olurdu.. bu saatler bizimle fazla ilgilenen olmayacağından büyüklerden gizli yapılacak bir operasyon için en uygun saatlerdi.. İlk uğrak yerimiz köyün bakkalıydı.. her bakkala gidişimizde dua ederdik ki bakkalın oğlu Sefa orda olsun.. çünkü bizim dilimizden sadece o anlardı.. bakkala girdik ve evet Sefa orda.. bu esnada roki bakkalın önünde kuyruğunu sallıyarak bizi bekliyordu.. içeri girmezdi kesinlikle... cebimizdeki bozuk paraları tezgahın önüne koyup: odid, pitipit, kedrikeç.. dedik.. istediklerimiz aldık.. konuştuğumuz dile sret çe diyorduk.. sefa yı da bayağı bi uğraştırmıştık ama çözdü en sonunda ve böylece anlaşır olduk..

Nevalelerimizi yiyerek şatonun yolunu tuttuk.. kahvelerin önünden geçtik.. “koministin kızanları nereye gidersiniz böyle beya” diyerek sevmek için üzerimize doğru yürüyen kahvedeki köylülerden gülüşerek ve de kaçarak uzaklaştık.. altindan dere akan tahta köprüden geçtik.. köyün son evini de geçtikten sonra toprak yolda ilerleyerek şatonun önüne ulaştık.. biraz daha ileriye yürüyerek ileri geri yürüyüp etrafta kimse varmı diye kontrol ettikten sonra şatonun yaslandığı tepeye tırmanıp, arka bahçe duvarına vardık.. bu arada odidler çoktan mideye indirilmiş olduğundan sarı çiçek'le jack'in ağızlarının etrafında çikolata izleri duruyordu.. kendimi bilemiyorum ama uykusuz gayet başarılı bir şekilde yemiş ve bu tür bir delil bırakmamıştı.

İşimiz rast gidiyordu.. o ana kadar şatoda bir canlı olduğuna dair bir ize rastlamamıştık ve en güzeli şatonun yol cephesindeki duvar oldukça yüksek iken arka taraftaki duvar daha alçak ve bizim tırmanmamıza elverişliydi.. etraftan bulduğumuz birkaç büyük taşı duvar dibine koyarak çıkışımızı kolaylaştırdık.. sarı çiçek’le jack’i de birimiz itekleyip birimiz çekiştirerek duvarın öteyanına geçirdik.. allahtan böyle durumlarda bi tarafları acısa kanasa da ses çıkarmayan cinsten çocuklardı.. hem söz vermişlerdi.. en ufak bi mızıldasalar dahi bi daha ki sefere asla yanımızda olamacaklarını bilirlerdi.. duvarı aşmak roki için mesele değildi zaten.. hepimiz içeri girdiğimizde duvara tırmanıp içeri atlayıverdi.. dik kulakları, sürekli bi karış dışardaki dili ve kıvrık kuyruğuyla peşimize eklendi.. önce evin dışını bir tur dönüp, erişebildiğimiz pencerelere burunlarımızı dayayarak içini görmeye çalıştık.. ama bu şekilde ilginç olan bir şey göremedik.. üzeri birer beyaz çarşafla örtülmüş koltuk ve kanepeler.. bilindik ev eşyaları.. kot farkından dolayı ilk iki katını pencerelerden kısmen görsekte en üst katı görmek mümkün değildi.. böylece evin arka bahçesine gectik ve üçüncü kata gecmenin yollarını aramaya başladık.. evin üçüncü katının büyük kısmı terastı ve bu işimizi oldukça kolaylaştıracaktı.. tepenin yamacıyla üçüncü katın terası arasındaki boşluk bizim için biraz genişti.. o boşluğu aşabileceğimiz uzunlukta bir tahta parçası bulmamız fazla uzun sürmedi.. bahcenin bir kenarında istiflenmiş odun ve tahta parçaları arasından kolayca bulduk ve ücüncü katın arka terasına tahtanın üzerinden yürüyerek gectik. Ama yol buraya kadardı.. terasa açılan kapı kapalı ve tabiiki kilitliydi.. birde terasa bakan biri banyoya biri tuvalete ait olan vasisdas diye tabir ettiğimiz cinsten iki pencere vardı.. veeee bu pencerelerden biri aralık bırakılmıştı.. ah bu evhamlı insanlar bunu yaparlar.. içeride koku olmasın amaç.. işte bu evham bizim işimize yaradı.. terasta bırakılmış bir sandalyenin üzerine cıkarak bu pencerenin aralığından elimi soktum ve pencereyi çerçeveye bağlayan sürgü sistemini çıkardım.. böylece pencere içeri doğru tamamen açılmıştı.. daha sonra bu şekilde içeri girmeye çalıştım ama maalesef pencerenin içeri doğru yatay şekilde durması işimi zorlaştırıyordu.. içeri gecebilirmiyim diye ugraşırken içeriden dışarı çıkmaya çalışan ve tarafımızdan rahatsız edilmiş olduklarına bozulan birkaç arı tarafından ensemden sokuldum.. ama daha önce arılar tarafından defalarca sokulduğum için şimdilik arı sokması acısına katlanmayı, bu konuda ah vah etmeyi sonraya bırakmayı tercih ettim.. artık daha teknik çalışmak gerekiyordu.. bunu farkedip pencereyi doğramaya bağlayan vidaları elimle gevşetmeye çalıştım.. evet bu işe yarayacaktı ama zaman alacaktı.. parmaklarımın acımasına aldırmadan uğraştım.. uykusuzla nöbetleşe hummalı bir vida çevirme sürecinden sonra bu işide başarmıştık.. pencere artık tamamen devre dışı kalmıştı.. hemde camını felan kırmadan zarar vermeden itinalı bir çalışmayla alıp terasa güvenli bir şekilde duvara dayayarak bıraktık.. bende pencereye çıktım kendimi tuvaletin içine bıraktım.. pek yumuşak bi düşüş değildi ama içerde olduğumu kavramanın heyecanıyla hiç bi acıyı hissedicek değildim.. terastakiler sessizce bekliyorlardı.. tuvaletten dışarı koridora cıktım.. şöyle bi odaları gezdim.. ekibi içeri sokmanın yollarını arıyordum.. en kötü ihtimalle uygun bir sandalye bulacak tuvalete koyacak zorda olsa benim girdiğim yerden girmelerini sağlayacaktım.. ama bunu yapmamıza gerek kalmadı.. çünkü alt katın terasına açılan kapının üzerinde anahtarı duruyordu hemde şatodaki bütün kapıları açacakları muhtemel olan bir tomar anahtarla birlikte.. evet ışıl ışıl sallanıyordu orada.. gözlerime inanamayarak anahtarı çevirdim.. ve işte terastaydım.. hemen yukarı çıkıp uykusuza aşağı terasa gelin kapıyı açtım dedim.. ve işte tüm ekip roki de dahil evin içindeydik.. ilk şaşkınlık geçtikten sonra araştırmaya başladık.. ne mi arıyoruz? Herşey yada hiç bir şey.. ya da bizim için ilginç olan gizemli bişey.. bi ceset? Bi hazine? Eve kapatılmış esir alınmış biri? Açılmadık kapı, içine bakılmadık dolap, çekmece bırakmadık.. yoktu.. yoktu.. ilginç olan bişey yoktu ve bizde bu evde esrarengiz bişeyler olduğuna dair öyle güçlü bi inanç vardı ki! Sonunda gizli bölme aramaya başladık.. sarı çiçekle jack e de bişeye dokunmayın evden hiç bişey alınmayacak dokunduğunuz şeyi aynen yerine bırakın şeklinde talimatlarıda verdik.. roki peşimizden bizimle birlikte gezip duruyor olayın keyfini çıkarıyordu.. hangimizin ayağına takıldı hatırlamıyorum ama evin döşemesinde bir kapak bulduk ve acaip heyecanlandık.. bu kapağı açtık yaklaşık 1 metre derinliğinde bir bölmeydi ve içinde bir kutu vardı.. bizde heyecan doruktaydı.. kutu dışarı çıkaramayacağımız kadar ağır olduğundan içeri girip kutuyu açtık.. kutunun içi_ kitap_ doluydu.. içinde ne bir ceset.. ne bir hazine.. ne bir eski eser.. ne de başkaca ilginç ve gizemli bir nane.. sadece kitap.. yine hayal kırıklığı.. ama kutunun içindeki kitaplardan bir tanesi_şimdi ne adını ne de yazarını hatırlıyorum_ bir tane değil onlarcaydı.. ben diyim 50 siz diyin 100 adet aynı kitaptan.. bu dikkatimizi çekmişti.. nasıl olsa bundan çok var farkedilmez diyerek içlerinden bir tanesini alıp kutuyu ve bölmenin kapağını kapatıp çıktık. Artık buradan ayrılmanın zamanı geldiğine karar verdik.. burada yeterince zaman geçirdiğimizden sanki ev bizimmiş hissiyatına kapılmıştık ve bahçesinde korkmadan ekip halinde dolaşmaya başladık.. Bahçedeki iyice olgunlaşmış karaduttan da bir güzel dut yedik elimiz ağzımız yüzümüz mosmor oluncaya kadar.. madem esrarengiz bi durum yok bizde bahçeye dalarız umrumuzda bile olmaz.. Hem zaten burda bize göre bişey yoktu ve artık bizim için tüm gizemini kaybetmişti.. sülalemin tüm bıyıklıları adına.. karamba karambita!! Madem gizem yok artık ön kapıdan çıkabiliriz öz güveniyle bahçeden yola açılan büyük demir kapının sürgüsünü açarak ev sahibi rahatlığıyla hem mecaz anlamıyla hemde gerçek anlamıyla mor suratlarla, ve elimizdeki tek ganimet kitapla orayı terkettik.. tek ganimet kitap değildi elbette.. dizlerimize dirseklerimize eklenen yeni yaralar, bacaklarımızda hafif kanayan çizikler, ve en fiyakalısıda benim ensemdeki arı sokmaları.. bunları ganimetten saymamak büyük haksızlık olur.. tabii ki orayı terkederken hiç birimiz “evin sahibi geldiğinde arka terastaki wc penceresini görünce ne yapar, alt kattaki terasın kapısı niye kilitli değil gibi endişeleri olacağı fikrine kapılmadık..

Dönüş yolunda dereye girip ağzımızı yüzümüzü yıkadık... Akşam babam eve geldiğinde kitabı gösterdik.. Kaşlarını hafif çatarak nerden bulduğumuzu sordu.. bizde köyün dışındaki şatodan aldık dedik.. “ya gidin başka işiniz yokmu sizin” der gibi baktı.. ama kitabı aldı.. bir daha kitabı gördüğümü hatırlamıyorum.. muhtemelen birkaç yıl sonra birkaç arkadaşıyla birlikte çuvallara doldurup dağda bilmediğimiz bir yere gömdükleri kitapların arasında o kitap ta vardı.. UYRGZR-.-

2 yorum:

UYKUSUZ// UYURGEZER dedi ki...

Kitabın adını ben de hatırlamadım iyi mi..Hatırladığım bi ayrıntı da bir odada on-onbeş tane tahta iskemlelerin üst üste koyulmuş halde durmalarıydı. Hatta toplantı falan mı yapılacak burda diye düşünmüştük..Ulan yoksam 12 eylülün ayak seslerinin ilk duyulduğu yerlerden miydi orası, kayıp hazine,ceset, sır derkene olayı kaçırmışız:))) Bi de güzel yazamam diyordun, misler gibi yazmışsın işte.
U(YKSZ)

Süheyl KADAK dedi ki...

" Koministin kızanları "
Çok güzel bir öyküydü, teşekkürler.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...