Temmuz 20, 2011

LESVOS—MİDİLLİ

İnsanın başına güneş geçmeye görsün, derece kırka vurmuş, nem yüzdesi feleğini şaşmış dinlemez, iklimlerin, manzaraların suretlerine kendini vurur.. İş günlerine kısa ara verdiğimiz günlerden bir gün, Küçükkuyu sahillerinde yaz yağmuru yağar mı hesabı yapar iken Sappho’nun adasına gitmek geldi içimizden.. Tedbirli insanlardık, uluslar arası kafa kağıtlarımız yanımızdaydı, üstelik bu sıcakta komşunun kıyısı da komşuya kaz görünüyordu.. Yıllardır Ayvalık’tan Midilli’ye yolcu taşıyan tur şirketi Jale Tur’u aradık, Cumartesi günü saat 09.00’da hareket eden feribot demek isterdim ama büyükçe bi tekneye yerimizi ayırttık. Kişi başı 30 avro gidiş-dönüş..
Cumartesi gelip çatınca Ayvalık deniz hudut kapısının önünde 08.00’de ada meraklılarının kuyruğuna, Jale Tur’a uğrayıp avroları bayıldıktan sonra takıldık.. İki pasaport polisi koca kuyruğu bir buçuk saate anca eritti. Sıcakta ayılıp bayılanlar olur, kuyruk kısalır diye boşuna bekledik, hatta yaşlılar bizden cevval çıktı.
Nihayet kaptana moral alkışı eşliğinde, teknenin gölgeli yerlerine koyunlar misali kaçışarak yola koyulduk. Bir buçuk saat süren deniz yolculuğu sonrası Sappho’nun adasına ulaştık. ( bu gezide her şey bir buçuk saat sürecekti anlaşılan) Üç ayrı şehirde yaşayan üç kız kardeşe, İngiliz sister’ın arkadaşları olan Danimarka kartalları da eklenmişti bu gezide.

Günü birlik gider adayı alt üst ederiz deyu düşünür iken-adanın başkenti diyeyim artık-Mytılıne ile diğer şehirlerin, kasabaların arasının iki-üç saat olduğunu öğrenince, o bizi alt üst etti..Koca ada.. Danimarka kartalları “ula Danimarka büyüklüğünde adayı vermişiz” deyip, hayıflanmamıza yardımcı oldular.. Mytılıne ile idare edecektik artık. Bizim limanların kirliliğine, üstünde gezen yağlara inat tertemiz denizi vardı limanın.. Kefaller pek bi mutsuzduJ


Günübirlik gezinin yarısı-komşunun pasaport polisi de ince eleyip sık dokuyunca- pasaport kuyruklarında, deniz üstünde geçmişti ve kaptan 17.00 hadi bilemediniz 17.30’da burada olun diye buyurmuş, bütün alışveriş yerlerinin 14.00’de kapanacağının müjdesini de vermişti. Çakacukacılar umurumuzda değildi ama yiyecek-içecek yerleri endişesi sarmışken içimizi onların siesta yapmadıklarını öğrendik. Yaşasındı. Planın ilk bölümünde alışveriş caddesi olan Epmoy ve uzantısını alelacele turlamak, deniz kıyısındaki Ermiş’in kahvesinde soluklanmak vardı. Yol üstündeki hediyeliklerden buzdolabının üstüne Lesvos-Greece yazılı mıknatıslı küçük gemiler, süpürgeler, çıpalar alarak, bir gezi ritüelini yerine getirdik. 


Uzo yapan dükkana girip, biraz seyrettik, yıkık dökük adı Yeni caminin kapısından baktık, ada kilisesinin merdivenlerinde oturduk, küçük ara sokaklara ucundan baktık, ermiş’e varıp, sakızlısını isterken anlatamadık, menüde (Türk-Yunan Kahvesi) diye yazdıkları kahveyi Türk Kahvesi diye istedik. Köpüklü güzel kahveyi yudumladık. Kişi başı bir buçuk Avro.. Demiştim bir buçuk önemli rakam..Ermiş’in kahvesi en eski kahvelerden biri, bu eskiliği güzel sohbetle tatlandırırız diye ummuştuk ama sahip suratsız ya da o gün keyifli değil belki, kahveleri içip kalktık..



Dükkanlar birer ikişer kapanmaya meyillenmişti, ada komşusunun Yunan ekonomisindeki kriz umurunda değildi. Biz de sahil boyu sıcakta yürüme deneyimlerimize eklentiler yapmayı uygun gördük..


 E, bu arada yemek yememiz gerekti tabi. Mahmet Yaşin’in ballandırarak anlattığı Kaldirimi’yi bulmak şart olmuştu. Kime soralım edelim derkene, limanda “Aydoğan” imdadımıza yetişti. Kime sorarsanız biliyor Aydoğan’ı, yol tarifi mükemmel..

Kaldirimi, alışveriş caddesini kesen bir sokak arasında, limana yakın.. Adı üstünde kaldırıma taşmış masalara oturduk.. Yemek listemiz Mehmet Yaşin’den araklama.. Peynirli Yunan salatası, bakla, torba yoğurdundan bol sarımsaklı cacık, peynirli, taze naneli kabak çiçeği dolması, kabak kızartması-unlu sosla kızarmış-sardalye-tava- barbayani uzo.. Bakladan fava kalmadığını bezelye fava olduğunu söylediler almadık ama sonra pişman olduk, tatmadık diye.. bu tıkınmanın toplam bedeli 37 avro(beş kişi).. Komşuda kazık yok.. Bu lezzete bu fiyat ucuz geldi hepimize..
Kaldirimiyi ararken cadde üzerinde gördüğümüz eski bir kahvede de frappelerimizi içeriz diye daha önceden planladığımız yere attık kendimizi yemek sonrası.. 


deniz tarafında da oturulacak yer var ama dışarısı sıcak içerisi daha serin, üstelikte daha güzel.. duvarlarında dev resimler.. 1905 yılının yunan-türk mübadelesinden kareler..yüksek tavanlar.. ahşap dekorasyon.. hepimiz bayıldık kahvenin içerisine..kahvenin adı paneLLnion..soğuk ama çikolata, dondurma, kahve içerikli değişik içeceklerimizi söyledik.. yanında tarçınlı kurabiye ile hepimizi sevindirecek şekilde servis edildiler.. mekan güzel, içecekler güzel, keyfimize diyecek yoktu..  içeceklerimiz toplam 20.40 avro tuttu.. Danimarka kartallarından birini zamanlayıcı olarak seçmiştik ve isabetli bir seçim yapmış olduğumuzu anladık.. çünkü nerde ne kadar zaman geçireceğimizi öyle güzel ayarladı ki adadaki kısıtlı zamanımızı en güzel şekilde değerlendirmiş olduk.. zamanlayıcımız hadi artık kalkma vakti dediğinde 15 dakika vardı gümrük kapısında olmamız gereken saate..

Mytılıne'de kalacak yerlerden ikisi Sappho'nun adını taşıyan otel ile Lezbiyen kelimesini dillere yerleştiren(söylendiğine göre) Lesvos adasının adını taşıyan otel liman-marinayı çevreleyen yolun üstünde..


Gümrükten içeri girdiğimizde ortalarda kimse görünmüyordu.. ne bir polis ne bir görevli.. geçsek kapıdan tekneye yada duty free bölümüne pasaportlarımıza damga vurulmadan geçerdik.. yine de bekleyelim dedik o arada bir görevli geldi ve uyuyan polisleri uyandırdı.. bir 5-10 dakika içinde açtılar gümrük kapısını.. duty free ye de bi bakalım dedik ama bizim mahalle bakkalı bile daha büyüktür bunların duty free dedikleri yerden.. ordan bi barbayani uzo ve bide limnos şarabı kaptık.. teknemize bindik.. rotamızı cunda_ayvalık yönüne çevirdiğimizde saat 18.30 olmustu.. bizim zamanlayıcıdan bi tanede gümrüklerde olsa daha iyiydi.. 30 dakikalık gecikme ile ayrıldık lesvos tan..

Not1: ada deyip geçmemek, günü birlik değil en az üç gün kalmak lazım. Kalacak yeri de Molivos olarak ayarlamak lazım. İçimize ukde kaldı. Asıl görecek yer orasıydı..
Not2: sakız reçeli, reçine şarabı almayı dükkanlar kapanmadan yapmak lazım..
Not3: Barbayani uzo, bizim en sevdiğimiz oldu. Küçüğünden alınacaksa şehir içindeki dükkanlardan almayı unutmamalı, duty freede büyükleri var..
Not 4: bezelye favayı tatmalı..
Not5: 15 tl yurtdışı harcı, liman sınırda ödeniyor,günü birlik de olsa..
Not6: yiyecek-içecek menülerinin sol tarafı yunanca, sağ tarafı türkçe.. 

U(YKSZ)-U(YYRGZR)

2 yorum:

yemek tarifleri dedi ki...

çok güzel bir yer gerçekten

Şeflerin mutfağı dedi ki...

çok güzel yerler gezmek isterim bir gün kısmet olursa
yemek tarifleri

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...