Ocak 15, 2010

KİFAYETSİZ

Sakin, sessiz, yağmurlu, puslu bir günü geceye bağlamaya hazırlanıyordum, migrenim tutmamış, iş ortamında belaya bulaşmamış, gevezeliklerle karşılaşmamıştım. Ruh durumum çamurlaşmamıştı. Yemekle yatmak arasını başıboş geçirecektim, tvden iki film etiketledim. TV, “bu ikisi bir süre sonra çakışacak emin misin” diye beni embesil yerine koyarak sordu. Gayet emindim. Çakışabilirlerdi. Hiç mahsuru yoktu. İçeriklerine mahsus bakmadım. İkisinden biri iyi çıkarsa yarın loto oynayacaktım. İkisi de iyi çıkarsa kapatıp kitap okuyacaktım. İkisi de kötü çıkarsa kapatıp bir şişe votkayı yağmurun eşliğinde içecek yarın loto oynayacaktım. Akşamın her dakikasını planlamıştım. Film saatlerine doğru tv yi radyo pozisyonuna getirdim. Haber zamanıydı. Bütün kanallar beş saniyelik haber görüntülerini uzun metrajlara çevirmişler ha babam oynatıyorlardı. Ekranlarının bir köşesinden kırmızı bir köşesinden sarı “az sonra” şimşekleri çakıyordu. Az sonraların alt manşetlerinde gün içi gelişmelerden başlıklar, üst manşetlerinde o anki habere ait kısa yorumlar! vardı. Haberi seslendirenler ses tellerini parçalamaktaydı. Görüntü arasında ekrana gelen, haberi ileten yüzler gözlerini kısıp, esrarengiz havalara bürünüyor, bazen dudaklarını büküyor,bazen müstehzi gülüyor,bazen kaşlarını kaldırıyordu. Ekranlar mahşer yeriydi. Dünya telaş içindeydi. En yoksul ülkelerden birinde deprem olmuştu, yardımlar çığ gibi büyüyordu; görüntü de taşın toprağın altında kalmış kollar bacaklar vardı. Elçimizden özür dilenmişti, görüntüye koltuklar arasındaki mesafeyi gösteren kırmızı çizgiler çekiliyordu. Ekranlar üçe dörde beşe bölünüyordu. Bir yanda spiker, bir yanda arşiv görüntüleri, bir yanda telefon bağlantısı olduğunu anlatan simgeler, bir yanda konuşanın fotoğrafı, bir yanda bilmem ne stüdyosunda sırasını bekleyen konuşmacının görüntüsü. Habercilik zor işti.
O hengamede “intihar eylemi para kazanma yolu oldu” diye bi şey işittim.
Bu cümleyi kim, niye, hangi akla hizmet sarf etsin, kim bilir neyi ne anladım diye dikkat kesildim. Kendimle dalga geçecektim. Geçemedim. Görüntüleriyle haber şöyleydi:
“Çatıya çıkmış iki genç insan. Aşağıda insan kalabalığı, çoğu cep telefonlarıyla kayda girmiş, bir çoğu fotoğraf üstüne fotoğraf çekiyor. İtfaiye merdiven uzatmaya çalışıyor, çatıdaki iki insan üstlerine kiremitleri fırlatıyor. Çatıda polisler de var. Konuşmaya çalışıyorlar. Bir süre sonra çatıda iki kadın da görülüyor. Pek alışıldık bi şey değil ama psikolog falanlar herhalde diye düşünüyorsunuz gayrı ihtiyari.. Görüntü altında şunlar anlatılıyor. İntihar etmeye meyleden iki genç polislere ve itfaiyeye karşı koyuyor. O sırada yoldan geçmekte olan iki kadın bu eylemi görüp çatıya çıkıyorlar. Gençlerle konuşmaya başlıyorlar. Kadınlardan biri kolundaki altın künyeyi gençlere vererek, aşağıya inmeye ikna ediyor. Gençler polislerin eşliğinde intihardan kurtulmuş vaziyette giderlerken mikrofon kadınlara uzatılıyor, künyenin değeri soruluyor, kadın ikiyüz elli üç yüz lira diyor. Geri alacak mısınız diye soruyor acar muhabir. Kadın da hayır diyor. Haberin sonunda “gördüğünüz gibi intihara kalkışmak para kazanmanın yolu oldu” cümlesini sarf ediyor her bi boku yorumlayabilen sunucu.”
Bu haberi kim hazırlar, kim yayınlar, kim yapar? Bu haber midir?
Polisler polis midir? O kadınlar oraya nasıl çıkmışlardır? Kim onlara o gençlerle konuşabilmelerine, pazarlık etmelerine imkan vermiştir? Bu olayın yorumu bu mudur? Bunu o cümlelerle yorumlayan kişi o yorumun sorumluluğunu alabilecek midir? Bütün bunlar gerçek midir? Ben rüya mı görmekteyimdir? Az önce gördüklerimi görmemiş,duyduklarımı duymamış olmam gerekmemekte midir? Ben doğruysam bu kadar yanlışa kim nasıl karar vermektedir? Ben yanlışsam.................


Filmler gitti, votka bitti, yağmur dindi.
U(YKSZ)

1 yorum:

UYKUSUZ//UYURGEZER dedi ki...

ahahah..komiğim benim..git loto oyna yafrumm :D
UYRGZR-.-

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...