yağmur etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yağmur etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Nisan 20, 2011

yağmur çarptı..

Sabahın erken saatlerinde, küçük sandalını sahildeki derme çatma kulübesinin önüne yanaştırmış, tuttuğu üç-beş balığı temizlemekle meşguldü yaşlı adam. Ekonomi bölümünden yeni mezun, aklını fikrini köşe dönmekle bozmuş genç adam da bir süredir kendisini izlemekteydi. Dayanamadı yanına gitti.. Amaç hem vakit geçirmek hem de biraz ekonomi dersi vermekti..


Tanışma cümleleri sonrası “neden az balık tutup erkenden döndüğünü sordu” genç adam..

-bir-iki kilosunu satıp akşam nevalemi çıkaracağım, bu üç-beşini de kızartıp karnımı doyuracağım, daha fazlasını ne yapayım, dedi ihtiyar.

-“Olur mu”, dedi, bilgiççe genç olan.. “ tutabildiğin kadar tuttuğunu kendine ayırdığın dışında geri kalanı sattığını, bunu takip eden günler içinde o sattıklarından kazandığın parayla daha büyük bir tekne aldığını, o tekneyle daha uzaklara gidip daha çok balık tutabildiğini ve daha fazla satabildiğini bir düşünsene..”

-Eeee, sonra? diye sordu yine ihtiyar..

-Sonrası var mı amca, bu kendi içinde bir döngü yaratır, bir tekne olur iki, iki tekne olur üç.. etraftaki balıkçıların çalışacağı büyük bir iş kurmaya kadar gider bu.. Başka diyarlara balık satarsın.. Çok paran olur..

-Eee, sonra? Diye ısrarla sordu ihtiyar..

-E sonra rahat edersin be amca, sessiz sakin bir deniz kıyısında, güzel bir ev yaparsın, dertsiz tasasız hayatın olur.

-Güler ihtiyar, “Evlat, ben zaten onu yapıyorum, şu anda.”



“Çalışıp didinip durmayın” demek istemiyor elbet bu darb-ı mesel aslında.. “Dönüp dolaşacağınız yer kürkçü dükkanı” demek hiç istemiyor.

Rahat, huzur, mutluluk denen şeyi parayla, güçle, malla mülkle bulabilir miyiz..

O içimizde... gerisi teferruat…

 İçimizdeki ışık yanıyorsa o ışıkla oturup iki balık yemek de mümkün, para, unvan, mal mülk için çabalamakta..

yaaa, bazen böyle.. geyik işler işte..

U(YKSZ)

Eylül 01, 2010

SİCİM YAĞMUR

"Sicim gibi yağmur" un bir benzetme olmadığını gördüm az önce.. Ankara'da akşam üstüne doğru, güneş gökyüzünün ortalarından ufuk çizgisine doğru henüz yol almaya başlamışken, uzaklarda bir küçük karaltı belirdi önce.. Meteoroloji tahmin etmiştir mutlaka ama yaklaşık bir aydır hava tahminlerini duymamak görmemek gibi huy edindiğimden- sıcaklık artıyor, hissedilen sıcaklık bunaltacak, kalp hastaları, yaşlılar, kaçıklar sokağa çıkmaktan kendini men etsin cinsinden anonslar kendimi kaybetmeme sebebiyet verdiğinden- haberim olmamıştı. O karaltıyı uzakta gördüğümde evimin aşağısındaki bakkaldaydım. Nevaleyi alıp, sekiz kat çıkıp, evin kapısını açtığımda penceremin önüne konuşlanmıştı neredeyse..Sabah çıkarken bütün pencereleri açlk bırakıp gitmiştim. Kapıyı kapatmama fırsat kalmadı, içeri dolan -rüzgar diyemeyeceğim alize, tayfun, tornado artıkın hangi coğrafyada yaşıyor ve her ne diyorsanız- şey saçlarımı diken diken ederek-mecaz değil gerçek bir diken diken görüntüsü-kendine hat oluşturdu. On iki dev adam gücümü zar zor toparlayarak kapıyı örtmeye muvaffak oldum. Tam o anda odaların kapıları devasa seslerle birer birer kapandı. Shyamalan yanımda olsaydı bu doğal sahneden ötürü önce ayaklarıma kapanır, sonra yanacıklarımdan doyasıya öperdi. (Onu, bakkalda kalmamış olan ançuezli ! dip !sos ! almaya markete göndermiştim ve şimdi pişmandım. Öpmesi umurumda değil ama ayaklarıma kapanması gurur kaynağım olurdu elbet:)))Evin içindeki doğa terörünü salon kapısında asılı duran çin çanının yerlerde parçalanması dışında bi kaza olmadan atlattım. Çin çansız yaşayıp yaşamayacağıma karnımı doyurduktan sonra karar verecektim. İşte sicim yağmurları bu kararı verdiğim anda gördüm. Yani çin çansız yaşayıp yaşamayacağıma yemekten sonra karar verme kararını aldığımda. ( Ha ha spiker tekerlemesi olur bundan az daha zorlarsam) Salonumun ve iki odacığımın içine sicim yağmurlar yağıyordu. Salon penceresinin önünde durdum, yüzümü sicimler ıslattı. Serin bir gece bekliyecek beni diye sevincimden oturup bunları yazdım. Daha da sevinirsem gene yazarım.
U(YKSZ)

Eylül 10, 2009

yağmur yağmur dedin bak ne oldu?

-Bi de resim koymuş yağmurda dans edecekmiş. Tatil dönüşü yağmur ne güzelmiş. Aldın mı bu konuyla ilgili bütün duygularını geriye. Yağmur yağmur diye yazdın bak ne oldu. Bi şeyi az iste bi kere de. Yetinmeyi bil. Denizi evin önüne çekmene ramak kaldı. Bi de sitem ediyor, duymuşum da niye aramıyor muşum, hiç mi merak etmemişim. Gene Kelly ile kendini sokaklara attığını düşünmüştüm aslında. Rahatsız etmeyeyim dedim.-
Neyse yeterince sulandı ortalık bi de ben sululuk yapmayayım daha fazla. Geçmiş olsun İstanbul diyeceğim ama sen benden iyi biliyorsun ki oralarda aslında buralarda da derelerin yataklarına rantlar çekilmiş. Cebini dolduranlar sorumsuzluklarınca rahat uyuyorlar. "Şehir hayatı beni boğuyor" derken mecaz yapmayı bırakacağız artık.
Ankara için sipariş vermişsin isteyenin bi yüzü kara demişsin toptan yüzü simsiyah et öyle gel.
U(YKSZ)

Eylül 08, 2009

yağmur ve istanbul

............Tatilden İstanbul'a dönerken yağmur yağmasını ve havaların serinlemesini istemiştim.. oldu.. :)) çok ama çok mutluyum o yüzden.. güzel bişey serin bi havada tatil dönüşü işe başlamak gibisi varmı? sırf bu yüzden ne tatil dönüşü işe başlama sendromu kaldı ne pazartesi sendromu.. ooh bee.. gözünü seveyim yağmurun ve de yağmurlu bi İstanbul'un.. bizim mevsimlerimiz başladı işte..sonbahar ve peşinden kış..gelsin gelsin artık..yazdan bişe anlamadık nasılsa.. ankara nasıl şu an bilmiyorum ama bu yağmurlar oraya doğru da geliyodur umarım..bayramda oralarda olmayı düşünüyorum..şimdiden söyliyim..yağmurlu bi ankara iyi gider.. siparişi veriyimde.. isteyenin bir yüzü kara.. bende bjk li olarak bir yüzümü kara yapmaya dünden razıyım zaten........

yes Im siiiiinging in the rainnnn <3<3<3<3<3<3<3<3<3<3

UYRGZR
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...