Şubat 23, 2016

Girona, Figueres ve Barcelona'ya devam ..

Üçüncü bölümü yazmam için yaklaşık üç ay geçmiş.. bu arada bu üç ay içinde ev taşıma, hastalık, ölüm, sağlık gibi bir sürü işle uğraştığımdan adaptasyonum kaçmıştı… hala çok fazla yazma isteği ile dolu olduğum söylenemez ama sanırım yazmazsam yeni bir seyahat  olmayacak .. bir an önce Barselona’yı bitirmeliyim ki yeni  yerler  görelim yeni yerler yazalım ..
Barcelona’daki üçüncü günümüzde Girona ve Figueres turuna gittik. Saat sabah 8.30 da Julia Tour’un kapısındaydık. Tur ofisi, otelimizden 50 adım yürüyüp sağa doğru da 20 adım attığınızda hah işte tam da oradaydı. O nedenle rahatça gidelim diye otel çıkışından 30 adım sonrasında varabildiğimiz kafede sandviç ve çaydan oluşan kahvaltımızı ettik.  Barcelona çıkışına kadar geçtiğimiz yerleri tanıtan, tatlı ve yapışkan birşey yermiş gibi şapırtıyla konuşan tur rehberimiz Françeska şehir çıkışında nihayet sustu. Barcelona’nın dış kısımlarında bize yabancı gelmeyecek türden çatısız ve boyasız kırmızı tuğla duvarlı bizim gecekondu semtlerinde bulunan türden binalar bulunmaktaydı. Şehir içi ile tamamen tezat oluşturan bu binalarda bizim varoş dediğimiz semtlerdeki hayata benzer bir manzara vardı. Yaklaşık bir buçuk saatlik bir otobüs yolculuğunun ardından Girona’ya vardık. Burada Françeska bizi başka bir rehbere emanet etti ve 2 saat kadar bir süre verdi. Girona bir nehir kenarında kurulmuş küçük ve eski bir İspanyol kasabası. Tur rehberinin peşine takılarak tarihi meydanlarını, sokaklarını, pencerelerinde Katalan bayrağı asılı binalarını, heykellerini gördük. Tur rehberinin bizi ilk götürdüğü meydanda maymunla aslan arası tuhaf bir yaratığın heykeli vardı. Bu heykelin kıçını öpmek şans getiriyormuş ve tekrar o şehre geri dönülüyormuş. Eskiden ise şehrin girişinde bulunan bu heykelin kıçını öpenin o şehirden biri olduğu anlaşılıyor, öpmeyenin ise şehrin yabancısı olduğu ortaya çıkıyormuş. Valla ben ne o kıçı öperim ne de o şehre geri dönerim. Şans filan da istemem bir kere o kıçı herkes öpüyo her önüne gelenin ağzını değdiği yere .. bööğğğ.. J  Neyse efendim rehberin gezisi bittikten sonra gruptan ayrılıp kıvrım kıvrım dolanan dar taş yolları, binaları, köprüleri bir kez de kendimiz keşfettik. Floransa ile benzeştirilen _nehir+köprü+renkli evler ve yansımaları_ üçlemesinden oluşan manzarasını izledik. Bu arada gözümüze kestirdiğimiz kafelerden birinde kahvemizi içtik ve yanında Katalan tatlımızı yedik.



Buluşma saati geldiğinde otobüsün bizi bıraktığı noktaya geri döndük.  Buradan yaklaşık 40-45 dakikalık bir otobüs yolculuğunun ardından Salvador Dali’nin doğduğu ve müzesini de tasarlamış olduğu Figueres’e vardık. Şehre aslında Dali ismini verseler daha iyiymiş çünkü tek varlığı Salvador Dali ve tek ziyaret edilen yeri Dali’nin müzesi. Müze binasının kendisi de bir Dali eseri. İçindeki her bir figürü, heykeli resmi tek tek ziyaret ederek görmediğimiz tek bir noktası bile kalmasın diye çalışarak bütün müzeyi tavaf ettikten sonra bir hayli acıkmış olmanın da verdiği tezcanlılıkla en yakın kafelerden birinde bize en lezzetli görünen mantarlı kaşarlı pide ve portakal suyu ile öğlen yemeğimizi de halletmiştik. Dali’nin müzesinden ve eserlerinden uzun uzun bahsetmeyeceğim ama en sevdiğim eserlerinden biri olan eriyen saatlerini görmüş olmaktan büyük bir mutluluk duyduğumu belirtmek isterim tabii ki..



Bir şehir ve bir müze gezdikten sonra neredeyse bütün gün ayakta geçirdiğimiz için yorulmuş olmalıyız ki Julia tur bizi Catalonya meydanına bıraktığında akşam yemeğine kadar otele gidip dinlenmekten başka birşey görmedi gözümüz.  Biraz dinlenip enerji topladıktan sonra daha önce “şuraya geliriz” diye mimlemiş olduğumuz bir İtalyan restoranda napoliten soslu makarna ile Cava yı mutlaka deneyin diyen bir arkadaşımızı da hatırlayarak Cava sipariş ettik... sipariş ettik ama içebildiğimiz söylenemez..  daha doğrusu ben içemedim 2 yudum aldım bıraktım.. tadı ucuz şampanyayı andırıyordu.. ve ben şampanyanın pahalı olanını da sevmem zaten .. neyse denemeden bilemezdik .. her deneyim güzel olacak diye de bir kaide yok ..  ama makarna süperdi İtalyan olmasındandır herhalde...  yorgunluk kahvemizin de ardından günü erken tamamladık..  geri kalan 2 günümüzde ise keşfetmedik sokak bırakmamacasına bol yürüyüş,  bol sangrias, bol kahve, bir gece Flamenko gösterisi, Museu Nacional D’art De Catalunya, Miro sanat galerisi, St. Josep La Bouqueria  da lezzetler keşfetmece, Desigual’de alışveriş _kimse anneme bir kot pantolona 100€ verdiğimi söylemesin lütfen_ Park guel ve bir kez daha Gaudi delilikleri, kenti kuşbakışı gören noktalara çıkıp inmeler, güzel kahve ve muffin molaları, paella deneyip beğenmeme bizim bulgur pilavı daha güzel deme _üstelik bi paellaya yaklaşık 20€ ödedikten sonra :D_


Ve böylece 5 günlük Barcelona gezimizin sonunda dönüş zamanı geldiğinde uykusuz ve ben elimizden geldiğince zamanı dolu dolu kullanıp bulunduğumuz süre içerisine olabilecek maksimum faaliyet sığdırdığımız ve bu arada keyfini de çıkardığımız fikrindeydik.. Alışveriş yapmadık ama nedense!! daha dolu bavullarla dönüş yollarına düştük.. (Hmm şimdi hatırladım tabii ki bavullarda 2 şer kutu sangria ve 2 şer şişe Katalan şarabı sotelenmişti)





Barcelona’ya gidecekler için öğütler kısmı :

 ***St. Josep La Bouqueria  denilen kapalı pazar yerini ilk günden keşfedip öğle yemeklerinizi ve ara öğün atıştırmalarınızı buradaki çeşitli büfelerde çeşitli lezzetler ve meyve kokteylleri  deneyerek geçiştirin .. akşam yemeği için başka restoranları zaten deneyeceksiniz çünkü akşam altıda kapanıyor pazar yeri..
***İlle de Türk usulü kahvaltı isterim diyorsanız bunu geçiceksiniz.. siz en iyisi gelin bizim gibi bazen omlet dedikleri ıspanaklı patatesli  çeşitlerden bazen tost vb. seçeneklerden arada english breakfast karıştırarak farklı lezzetlere adapte olmaya çalışın .. biz bu şekilde idare edebildiğimize göre herkes eder….  
***Bizim gibi Balık dışındaki deniz mahsullerinden hoşlanmayanlar paellayı denemese de olur. Sevenler için güzel olabilir birşey demiyorum. Ama biz paellayı sevmedik. Ayrıca Risottoyu da İtalya'da yiyin.
***Flamenko gösterisi için biraz paraya kıyıp iyi bir gösteriyi tercih edin. Rotanızda Madrid varsa eğer flamenkoyu orada izleyin bence. Çünkü Barcelona’dakiler turistik olduğundan işin ticari yanı ön planda, sanatsal yönünü biraz es geçmişler gibi hissettim.
***Ulaşım olarak eğer bir sağlık sorununuz yoksa hemen hemen her yer yürüme mesafesinde .. “taksiler çok ucuz her yere taksiyle gittim” diyeni de duydum ama her yere taksiyle giderseniz bir çok şeyi kaçırmış olursunuz .. Biz sadece Park Guel’e giderken metro kullandık, bunun haricinde her yeri adımladık desek yeridir. Bir nevi spor da yapmış oluyorsunuz.  10 geçiş sağlayan bilet 10€ ve biz dönerken 4 biniş hakkımız kalmıştı kullanmadığımız. İsteyen olursa söylesin gönderelim =)

UYRGZR _._

1 yorum:

özlem öztürk dedi ki...

Ben geldim. Tekrar günümü güzelleştiren zarif yorumun için teşekkür ederim. Sabah kahvemi sayemde ağzım tatlı tatlı içtim.
Sevgiler :)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...