uykusuz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
uykusuz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Mart 13, 2015

sondan başa saran bi hikaye-1

bitiş jeneriği 

Uykusuz  : son telefon konuşmasını uyurgezer ile yaptı. "seni alamanyalara gönderttim, zihnin,fikrin açılsın, bloğumuza karalayacak dağarcığın gelişssin diye. sen naptın? kıçını yayıp öööööyle oturuyorsun. yazmazsan ben de terk edeceğim buraları" diye tehditler savurduğu, kayıtlara geçti. o zamandan beri haber alınamıyor. balkaş gölü kıyısında otostop yapan bir köylüden bir kamaz kamyonunun kendisini aldığına, şoförün- kafasında kozmonot başlığı taşıyan-bir kadın olduğuna, başlıktan görebildiği kadarıyla kayıp şahsa benzediğine, sürekli anlamadığı bir dilde konuşup, arada garip kahkahalar attığı için saryşagan civarında korkudan kamyondan indiğine dair bir bilgi geldiyse de yeterli ipucu olarak değerlendirilememiştir. 

Uyurgezer : "kardeş kardeşe herşeyi söyleyebilir, hem de ağır grip geçiriyor, bırakayım biraz toparlasın" zihniyetinde olan uyurgezer, epey bi süre ses çıkmamasından nihayet şüphelenip, uykususuzu defalarca aradı. hiçbir aramasına yanıt gelmeyince evine gitti. kanepede üstüste konulmuş iki yastık, bir kısmı yere sarkmış battaniye, sehpada bir kitap, bir dergi, konyak, kanyak, kahve kalıtıları ile duran üç-beş bardak-fincan, kağıt mendiller, açık kalmış tv'de ayıları anlatan belgesel gribin bütün izlerini taşıyordu. ev kapısının arkasında seyyar bir merdiven dayalıydı. mutfak lavabosunda kırıntıları yumuşasın diye suda bırakılmış kek kalıbı, mikser uçları, karıştırma kabı vardı. uykusuz, keki "ne yer ne de yapar"dı. konuştuğu mahalle bakkalı, bir kilo un, dört yumurta, kabartma tozu aldığını, sorasında Uykusuz'u görmediğini söyledi. Uyurgezer'in bakkala "bir de komşulara sorayım" dediği ve kayıplara karıştığı biliniyor. Peşaver'den yola çıkıp dingili kırıldığı için Hayber'de konaklamak zorunda kalan bir tüccarın, geçidin yukarılarındaki kayada bir kişinin gece yarısı belirdiğine, "uykusuuuuz" diye dakikalarca bağırdığına sonra bir ata binerek gözden kaybolduğuna dair rivayeti başka bir takım kişilerce de doğrulansa da uyurgezer olduğu sanılan kişiyle henüz fiziksel temas kurulamamıştır. 
------------------------------------------------------------------------

gribin dördüncü günündeydim. bi banyo yapıp kendime geleceğime dair inancım gittikçe kuvvetlenmekteydi. Oysa haftaya, iri kıyım bir zencinin kalçasına ellerimi dayayarak patenle kaydığımı, çilli bom bom bom çilli bom şarkısını söyleyip, dans figürleri yaptığımı gördüğüm bi rüyadan uyanarak başlamıştım. fena bi başlangıç sayılmazdı ama bütün kaslarım ağrıyordu. rüyada paten yapınca kasları zorlamış mıydım acaba.. işe gitmek için hazırlanırken başım dönmeye,iyice halsizleşmeye başlamıştım. kendimi salondaki kanepeye zor attım. bir-iki saate yakın kendimden geçmişim. Evin içine dolan kesif kavrulmuş soğan kokusuyla uyandım. midem ağzıma gelmişti..ve yoo bu böyle devam edemezdi..
------------------------- Herşey bir ay önce alt bahçe katının boşalmasıyla başlamıştı. oraya ben mi taşınsam acaba diye karar vermeye çalıştığım bir gece zil durmamacasına çalıyor, diafondan "kim o" diye seslenmelerime cevap veren olmuyor ama aşağıdakilerin fısır fısır konuşma seslerini duyuyordum. giriş kapısını gören camda nöbet tutmaya başladım..er geç çıkacaklardı ortaya.. üç tane hırpani kılıklı adamı gördüğümde biraz tırstım ama "ne zilleri çalıp duruyonuz da cevap vermiyoruz"dan girip "sabahın boku mu çıktı" ya uzanan bir tirada başladım.. tiradım adamlardan birinin "özür dileriz","alt katı tuttuk""boya yapacaktık"cümleleriye bölünüyordu. diğer ikisi kafalarını yerden kaldırmıyor, hiddetimden kendilerini öyle korumaya çalışıyorlardı.. kapıyı açmadığım gibi, yöneticiye olmadı polise şikayet tehditleriyle içeri girdim. hemen site görevlisini arayıp kiralamanın doğruluğunu test ettim, onaylattım. sonraki üç günüm yeni kiracıyla karşılaşma, sinirimi bir kez daha gösterme gayretleriyle geçti.. eve hemen kalın perdeler çekilmişti. boya kokusunu ve kapının önünden geçerken bi güruh adamın sesini duyabiliyordum.. ve bitmek tükenmek bilmeyen bir soğan kavurma kokusunu.. sabah akşam sürekli soğan kavuran bi kabile yaşıyordu alt katta adeta. internette soğana tapan birileri  var mı diye araştırdım. yoktu. nihayet bir sabah ufak, tıknaz tavşan suratlı, aceleci hareketleri olan biriyle burun buruna geldim. adamın neredeyse yolunu kesip " siz yeni taşınan mısınız" diye höykürdüm. adam etrafımdan hızlıca dolanıp geçerken "evet evet" diye kaslarını gülümsemeye zorlayarak cevap verdi. Lafı uzatıp lak lak etmeye meraklı, kütüphane memurluğundan emekli geveze bir komşudan kaçar gibi içeri girdi..gıcık olmuştum.. bir gün; unutkanlıktan muhtemel, açık bırakılan perdeden iki sıra ranzayı görünce, "koca koca adamlar öğrenci yurduna çevirmişler caanım evi, hangi ahir zamandan kalma bi akılsa artık, yurtta bile kalmadı ranzalı yaşam" deyip ayıplamamı da esirgemedim.. araya giren işler güçler yüzünden komşulara ilgimi bi süre kaybettim. pek de sesleri çıkmıyordu..ta ki yine bir gece; gerim gerim gerileceğim bir film bulmuş, mısır patlangacı yapmış, koltuğa kurulmuş gözlerimi pörtletmişken ev kapımın önünde acaip sesler duyana kadar. önce filmden geliyor sandım. ancak sahne ile sesler birbirine uymuyordu. filmi durdurup ölü sessizliğine bürününce kapıdaki tıkırtı ve alçak sesli konuşmaları duyar oldum. bir elimde avcı bıçağım bir elimde katanam ile göz deliğine uzandığımda bremen mızıkacıları gibi üst üste çıkmış iki adamı, çatı katının kapağını açmaya çalışırlarken gördüm. kapıyı hızlıca açtığımda sırtını destek yapan alttaki refleksle düzelmiş diğeri kapağını açtığı çatının deliğinin kenarlarına son anda tutunmuş boşlukta sallanmaya başlamıştı. "ne halt ediyorsunuz" diye ayağa dikilene efelenirken öteki kendini yukarı çekip oturmayı başardı.. dizden ayaklarına kadar olan bölümü görüyordum sadece. aşağıda kalan garip bi dilde aynı kelimeyi tekrar edip duruyor, iki elinin avuçlarını açarak  sakinleştirme hareketi yapıyordu. yukardaki bozuk bir türkçe ile "alt kat komşuyuz. anten düzelticez" demeye çalışırken gene höykürdüm "ortak antenimiz var! mis gibi de görüyor, bozuk değil ki " diye.. adam "biz kendimize başka anten taktık onu düzelteceğiz.. kusura bakmayın.. rahatsız olmayın" diye alttan aldıkça elimi kolumu sallayıp her işiniz gece mi sizin, sabah çuvala mı girdi minvalli sözlerimi ayakta dikilen adamın elimdeki bıçak ve kılıca sabitlenmiş gözlerini görerek kısa kesip içeri girdim. artık ok yaydan çıkmış, merak kuşkularımı kuşkularım hayallerimi devreye sokmuş uykularımı kaçırmaya başlamıştı.. kimdiler.. neydiler..niyeydiler..soğanları yetmiyor bi de tepemde ne haltlar yiyiyorlardı..sabahı zor ettim.. aydınlığın gözü görür kıvama getirmesiyle seyyar merdivenimi çatı kapağına hedefleyip bir fare inceliğiyle yukarı süzüldüm. (devamı aşağıda birader)

sondan başa saran bi hikaye-2



Çatı ..bildiğiniz çatı demiyeyim, bildiğiniz çatıları bilmiyorum çünkü. Cansever görse o şiiri "çatı da çatıymış ha" diye değiştirirdi, o kadar. anlayın gari. evimin üstünde bir ev daha varmış meğer. çatı dediğin tozlu, isli, pisli olur di mi.. yoo bizim çatı aklanmış paklanmış, ballar dökülüp yalanmış bi çatıydı. küçük pencerelerden sızan gün ışığı yere konmayı kendine yakıştırmayan günlük toz zerrelerini raksettiriyor, adeta peri masallarındaki büyülü hava ortama yayılıyordu. görüntü hafızamdan babaanne sandıkları, korsan sandıkları, çalıntı tablolar, oyuncak evler, kızılderili çadırları, dürbünler, teleskoplar, vodoo bebekleri, maskeler birbir çıkıp çatının orasına burasına yerleşmeye başlamıştı bile.. pinokyo ise kibritçi kızla birlikte, bestecisi herry potter kılıklı bir vals müziğine eşlik ediyordu. 


dıt. dıt.dıııt..dıt..dıt.....şostakoviç amca müziğinin içine yerleştirilmiş bu sesleri duysa yattığı yerde amuda kalkar valla diye sinir olacakken sesin beynimin içinde yankılanan güzelim müzikte değil çatının güneydoğu köşesinde olduğunu fark etmemle, sandıklar, tablolar, maskeler ve bilumum edevat sihirli değneği terkisine yemiş pegasus gibi kayboldu. pinokyo kerestelerden birinin gölgelerine sığınırken kibritçi kız benim geldiğim delikten aşağı kaçtı. 
köşede açılıp kapanabilen bir masa.. üstü Kaptan Onedin'in çalışma masası gibi adeta..haritalar..cetvel, açıölçer, kalemler..garip biçimli telefonlar..bir dolu kablonun girip çıktığı metal, göstergeli bi alet..aha.. bi de gözlerime inanamıyordum..masanın ortasında sevgili Samuel'in elinden çıkmış mükemmelliyette bir telgraf makinesi duruyordu ve ses ondan geliyordu. Anam bu çatı bir zaman atlama sınırı mıydı yoksa? Bu zamanda böyle bir alet.. Aaaa.. yazııkk.. o çemkirdiğim iki adam ihtimal, diğer kaba oda arkadaşlarının anlayamayacağı nitelikte naif hobilere sahiptiler..evet..meşguliyetlerini rahatça ifa etmek için bu çatı arasına sığınmışlardı. bu hissiyatı çok iyi anlıyordum. telgraf makinesini hemen tanımam bahsine gelince efendim.. antrparantez belirteyim ( anneannemin paşa dedesi Osmanlı posta ve telgraf nazırlığı'nda uzun yıllar nice görevler yaptıktan sonra nazır olmuş başarılı bir beyefendi imiş.. telgraf işine o kadar yüce gönülle bağlı kimseymiş ki, Graham Bell'e sinir ola ola bu dünyadan göçmüş..son sözlerinin "öteki dünyada hesap soracağım o hergeleden" şeklinde olduğu da rivayet edilir. İşini dünyadaki bütün nimetlerin üstünde tutan paşa dede evde bile sohbetlerini telgraf yoluyla dile getirirmiş..bütün aile eşrafı telgraf kullanmayı bu sayede öğrenmişler. Tabii nesil değiştikçe bu yetenek sadece annelerden kızlara geçer olmuş. çünkü efendim söylemesi ayıptır bizim sülalenin erkek kısmı biraz odundur. dünyayı olduğu gibi algılar.kadın kısmının ise dünyanın üstüne yetmiş iki dünya daha kuracak kadar havsalası geniştir. neyse.. işin özü telgraftan anlama mirası bana da geçmişti azizim.)
ben bunları size aktarırken telgraf makinesi susmuştu. kalbimin dışarı fırlamasını engelleyerek mandala şöyle hafifçe bi dokundum. iletişim çabama karşılık geldiğinde delirecektim neredeyse.. hemen çözümlemeye giriştim. ancak karşılık türkçe gelmemişti. kağıdın üstünde şekillenen harfleri biraraya getirdikçe rusçayı andıran kelimelerle karşılaşmaya başlamıştım.. Bunu nerden anladın derseniz.. efendim benim baba tarafından  paşa dedemin dedesi.... (tamam.. sanırım anlaşıldı..telgraf işine dönmesini istemezsiniz.. devam edelim biz) bölük pörçük rusça biliyordum işte.. hele çıkan kelimenin birinin koordinat olduğunu hemen anlamıştım.. Ayyy.. işte her şey gün gibi ortadaydı.. çocukluğumuzda Uyurgezerle önümüze birer atlas alır koordinat bulmaca oynardık.. şu adamlara kızdığım için iyice içerlemeye başlamıştım. ah canım ya.. ne naif, ne egzantrik usullerle oynuyorlardı.. makine tekrar cızztladı..aaa.. biliyoz dediysek.. önce morstan rusçaya rusçadan türkçeye.. allame-i cihan mıyım lan ben.. olabildiğince çabuk kelimeyi çözdüm.. acele et diyor da başka bi şey demiyor.. ne oyunbaz insanlar var..hemen harita üstünde rasgele bi koordinat veriverdim.. koordinatlar arasında herhangi bi nokta da tutmadım içimden.. hangi şehri söylerse tamam o diyeceğim..  aman al.. rahat et.. susmuştu.. heee..şöyle ara şimdi.. ben de işime dönmeliydim artık.. daha kahvaltı yapacaktım.. eve girdim.. bulduğum yeni oyuncağın keyfiylen yalap şap bi banyo yaptım.. güzel bi çay demledim..kahvaltımı ettim.. erken hortladığım için zamanım vardı.. bi de sabah kahvesi kokusu saldım ortama soğan kokusuna inat.. şöyle bir haberlere bakayım iki dakka diye tv'yi açtım.. ortalık birbirine girmişti.. her kanal flaş flaş..geçiyor..rusya'nın gürcistan'a operasyon yaptığı haberleri, yorumları almış başını gidiyordu.. öyle mutlu bir andan böyle stresli haberlere dayanamayacaktım..migrenim tutuverirdi maazallah.. tv'yi kapadım.. çatı katını boş buldukça neler yapabileceğimi hayal ederek işe doğru yola koyuldum. (bitmedi bi aşağı daha)

sondan başa saran bi hikaye-3

artık soğan kokusu pek umurumda değildi.. sabahın körü ile kalkıyor, çatı katındaki oyun arkadaşımın uyanık olmasını diliyordum. Sağolsun çoğu zaman oradaydı.. Gerçi biraz azıtmıştı.. uzun cümleler kuruyordu, çoğunu anlamıyordum. bi ülke adı veriyor ben de ordan bi kasaba, şehir, hatta gıcıklık olsun diye küçücük yerleşim yerleri bulup koordinat veriyordum. hatta bi keresinde anladığım kadarıyla ladin ağacının yetiştiği bölgelerden birini sor diye yazdı. ben de gıcıklığına pakistan'da pahtunva mı ne öyle bi yeri koordinatladım.. sanki kendi pek biliyo ladin ağacı nerelerde yetişir. peh.. aklı sıra benim bilgimi sınıyo. 
Bu arada azizim.. dünyada garip şeyler de olmuyor değildi.. kafkaslar birbirine geçmişti.. usame'nin yakalandığı söyleniyordu. ortadoğu fokurduyor, afrika ortasından çatlıyordu.. 
sonra ne olduysa oldu.. telgraf sustu.. hayatımda bi güneş sönüp gitmişti sanki.. aksatmadan her sabah yine çatıya çıkıyor..dakikalarca özlediğim cızırtıyı duymak için bekliyordum. nafile.. 
kavrulmuş soğan kokusu cızırtının susmasıyla tekrar rahatsızlık mertebesine varmaya başlamıştı. bunu o gribimin başladığı pazartesi fark etmiştim. biraz kendime gelince bu kavurma işine son verdirtmeye gidecektim. Öğlene doğru azıcık toparlanır gibi olmuştum.. şu komşuları yerlerinde bir görecektim artık. ayağa kalkınca ayaklarımın beni götürdüğü yer yine çatı olmuştu.. son bi umut işte.. bir iki cızırtı çıkardım. yine ses yoktu. o sırada masanın üstündeki kağıtta karalamalar dikkatimi çekti. rusçadan yarım yamalak türkçeye çevrilmişti.. "annemin elmalı kekini özledim"
ayyy.. içim bi tuhaf olmuştu.. nasıl bi özlemse oturduğu yerde kağıdı karalarkene bildiği dillerden dile getirmişti..yazıııkk.. koca adam da olsa anne keki burnunda tütüyor zahir..
telgraf arkadaşımdan haber çıkmadığı için kös kös geri döndüm.. beklediğim olmasa da içimdeki cızlama soğan kokusunu unutturmuştu bu kez.. kendimi ilaçlayıp yattım.. 
---
nihayetinde iyiydim bu gün. dört günde atlatmıştım mereti. kararımı uygulayıp banyoya girdim.. ohh ..mis gibi açılmıştım.. enerjim yerine gelmişti. hazır işten de grip bahanesiyle kaytarmışken şu insancıklara bi kek yapıp götüreyim diye düşündüm. hem şu soğan işini de tatlı tatlı söylerdim kalpleri kırılmazdı.. internetten bin bir tarif içinden birini seçip -kek yemem de yapmam da aslında- malzeme almaya bakkala koştum. dönerken sitenin sorumlusuna denk geldim.. aylardır yeni komşuları şikayet etmek için adamı bulama tam içimdeki şeytan beni terk etmişken karşıma çık. kim bunlar diye sordum yine de.. "valla bildiğim yabancı uyruklu oldukları, eğitim alıyorlarmış diye duydum. ne eğitimi, niye orasını bilmiyom" dedi.. bi de sorumlu olacak.. ben bütün merakımı kendim gideririm azizim. ne demiş atalarımız tatlı dil yılanı deliğinden elmalı kek komşuyu sırrından çıkarır.. he he.. evleri soğandan başka bi koku tanısın gariplerin.. pencerenin önünden geçerken yine hafif aralık kalmış pencereden ranzaları sökmekte olduklarını gördüm.. anaaa.. gidiyorlar mı ne? artık .. yetiştirebilirsem.. alel acele keki yaptım.. bulaşıklarını bile yıkamadan alt kata indim. içerden sesleri geliyordu..gitmemişlerdi.. sokak kapısının önünde her bi yeri kapalı simsiyah bi minibüs bekliyordu.. tam zamanında yetiştirmiştim.. yolluk olsundu bari elmalı kek.. kapıyı bir daha soğan kokusu duymayacağım umudunun sevinci ile nazikçe tıkırdatırken, önce onu görüp sevinsinler diye avucumun içine konuşlandırdığım keki yukarı kaldırıp öne doğru uzattım. 

Eylül 30, 2009

ee artık ama yani

eee artık..bu kadar da sahipsiz bırakılmaz bi blog..uykusuz cuğum seni esefle kınıyorum. Bu 1..
Blog açmaya karar vermeme ve bu yönde seni de arkandan ittirmeme sebep olan zat-ı muhterem - ki böyle bi sebep yarattığından kendisinin haberi yok kısaca godsy olur kendisi- kepenkleri kapatıp gitmiş .. Bak bu duruma fena kızdım. Bu da 2.. Bundan sonrası da şöyle devam etcek..Bizim müdür bi şeyi maddeler halinde yazdırır yada çizelge yaptırır..Ordan alışkanlık oldu.. çizelge yapmıycam..korkma..maddeler halinde 3 ten devam..
3) bayramda kısa süren ankara ziyaretimde tutulan boynumu iyileştirmeye çalışıyorum bu ara ama ankara da boynumun tutulmasına sebep olan her neyse bu kesinlikle orda tanıştığım bi yakışıklı değil..keşke öyle olsaydı..
4) sevgili yiğenim bizi 7. caddeye götürdü ve daha biz gider gitmes ertesi gün hem gastelerde hem de tv lerde cadde boy boy görüldü...duymayan varsa da duydu artık 7.caddeyi..ne kadar etkiliymişiz beeeeğ..rüzgarımız yetti..hııh..
6) Soysuzlar çetesi güzeldi, ama bana gözlük vermediler ona bozuldum bak saklamıycam.. :)) başım kel mi??
5) güneşli havaları sevmem, hele ki güneş olmaması gereken zaman da parıl parıl parıldıyorsa tepede ve ben o anda işyerinde çalışmak zorundaysam bu en kötüsü..(şu an olduğu gibi)
6) Ekim geldi bu arada bu senede koca bi yaz daha gecti..2000 li yıllara girdiğimizden beri içinde bulunduğumuz yılı hatırlamakta zorlanır oldum.. ayları unutmasam bari..o yüzden yazdım bu maddeyi.. sürekli içimden tekrarlıyorum..ekim ekim ekim diye..
7) Beşiktaşın durumuna üzülüyorum ama üzüntümü belli etmemeye çalışıyorum.. daha bi çok şeyi belli etmemeye çalıştığım için arada oda kaynıyo.. nerde çokluk orda bokluk..
8) Omerta da bizim aileye saldırıyolardı akşam.. öldüm mü acaba.. ipin ucunda yaşıyoz valla.. her gün ölüm korkusu.. ömrümü yedin omerta..
9) Bizim hakanla konustum en sonunda tır şöförlüğüne başlamış..north carolina-canada arası gidip geliyomuş.. gelin beraber sefere çıkarız diyo.. haberin olsun.. 6 ay sonra yanında birilerini götürme hakkı olcakmış.. ne biçim bi haksa artıkk.. ama tırda amerikadan kanadaya yolculuk.. hemen bi senaryo yazalımda boşa gitmesin.. hohoyttt..
10) Senaryo diyince vicdanım sızladı şimdi.. sevgilimi aldatsam bu kadar sızlamaz..kendimi affetirmenin bi yolunu bulsam mı artık diyorum.. ama sadece diyorum.. bi insana bu kadar uzun süren bi kal gelir mi ama yaaa..
11)Kafam dağınık bu ara bi düzenleme yapmam lazım.. diyorum ama neyi bekliyorum bilmiyorum..
12) Geçen haftasonunu birazda tutulan boynum yüzünden kendime evde hapis cezası vererek geçirdim..bu hafta sonu acısını çıkarıcam ..mor diken..anladın sen onu..çektiğim resmi göstericem sadece.. yanlış anlama olmasın.. hııh..
13) Şu en üstteki geyik yürüyodu ne güzel ama burda duruyo..neden yürümüyo anlamadım.. şu blog olayını çözcez inşallah zamanla..diye umuyorum..herşeyi çözdük ya.. sıra buna geldi..
14) Şimdi biraz müzik dinliycem.. sağlam bi rock olsun.. sonra yine devam ederim.. kafayı formatlamam lazım.. daha fazla saçmalamadan..
15) Uykusuz burada görelim artık seni.. ordan millete laf yetiştirip durma.. bu uyurgezer halimle getirme beni oralara..daha da bişey demiyom..(nokta)
UYRGZR-.-

Eylül 04, 2009

bi gittin bak nooldu??

ya uykusuz bak bi gittin nooldu.. bindirdim seni otobüse.. geldim sahile..artemisin önüne yerleştim güzelce.. bi havayla actım pc yi..kuruldum masamıza..her şey gayet normal görünüyodu..bekliom bekliom bi türlü bağlantı yok..alla alla ne olaki derken..uyurgezer halimden sıyrılıp bi dikkat kesiliyim dedim..baktım bizim artemisin yerinde yeller esiyo..yel ne kelime tufan tufan..tufan olmuş nuhta gelmiş bütün kafeyi koymuş gemiye..getmiş..her pc modelinden birer tane almış gemisine..artık nere getmiş bilmiom.. bizim çocuk içerde aynada kendini inceliodu..girdim yanına..tüylerine mi bakıo ne anlamadım valla..utanmasın diyede bişe demedim..ya nooluyo kafe nerde dedim..pis bi sırıtışla kapattık dedi.. hallerim denize dalış yaptı o sıra işte.. koy ver ateşe durumu..e soora topladım tası tarağı..geldim bi çaybahcesine..şarz bitene kadar burdayım oda taş çatlasa yarım saat..taş çatlamıcaına göre..antonla laflıyoruz bu arada..love u sweety..miss u sweety..me too honey..when u back hun..aynı plak dönüo işte..ıyh bu türkçemden dolayı uykusuz sen beni kesin katledersin..denetimden geçmez bu sizin ben de biliorum ama..bu msn dili beni mahveden..
UYRGZR
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...